11 Mayıs 2013 Cumartesi

Doğum ve ölüm döngüsü

Evrende var olanların form değiştirmesini ve geri dönüşmesini ölüm ve doğum olarak adlandırıyoruz. Kuruyup dökülen tohumlarından yeniden filizlenen çiçeklere, patlayarak ölen yıldızların küllerinden doğan gezegenlere kadar doğum ve ölüm döngüsü baktığımız her yerdedir.

Evrenin kendisinin de büyük patlama ile doğumu olduğu gibi ölümü de olabilir. Hızlanarak genişleyen evrenimiz giderek soğuyarak mutlak sıfıra (0K=-273.15C) ulaşırsa ısı enerjisi ölecek fakat kuantum mekaniksel olarak kararlı durumdaki sıfır nokta enerjisi yaşamaya devam edecektir.

Diğer yandan termodinamiğin 1. yasası - enerjinin korunumu ilkesine göre enerji nasıl yoktan var edilip, varken yok edilemiyorsa basitçe E=mc2 ifadesiyle birbirine dönüşen evrenin toplam madde ve enerjisi de yok olamaz. Bu da aslında tümel varlığın hem doğumsuz hemde ölümsüz olması demektir. Varlığın değişim - dönüşümündeki süreklilikte bunun bir göstergesidir.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Hareket-zaman sürekliliği

Hareketsizlik ve denge makroskopik dünyada sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Ancak parçacıkların dalgalar gibi yaşadığı kuantum dünyasında durum bunun tersidir.

Termodinamiğin 3. yasasına göre sıcaklık mutlak sıfıra yaklaştıkça bütün hareketler sıfıra yaklaşır. Ancak yaşadığımız evrende mutlak sıfıra (-273.15C) ulaşmak mümkün değildir. Bunun sebebi, bütün hareketler dursa bile kristal olmayan maddelerin moleküler dizilimlerinin farklı (kusurlu) olmasından kaynaklanan bir düzensizliğin - dengesizliğin - belirsizliğin hala mevcut olmasıdır. Bu da hareketsizliğin oluşamayacağını gösterir.

Eğer hareketsizlik mümkün olsaydı, zamansızlık söz konusu olurdu. Çünkü zaman, harekete bağımlı bir değişkendir. Zaman algısını ve ölçeğini oluşturmamızı sağlayan tekrar eden döngüsel hareketlerdir. Dünyanın döngüsel hareketleri, günleri ve mevsimleri; saat sarkacının periyodik salınımı saniyeyi ölçeklendirmemizi sağlar. Diğer yandan biyolojik döngülerimizde kendi içimizdeki saati - zamanı oluşturur.

Makroskopik hareketimizin son bulmasıyla makroskopik zamanımızda sona erer ve makroskopik dünyada ölmüş sayılırız. Beynimizin hareketimiz üzerindeki kontrolü devreden çıkmıştır. Fakat mikroskopik düzeyde içimizdeki hareket, değişim ve dönüşüm devam eder.

Makroskopik başlangıcımız doğumumuzdur, ya mikroskopik başlangıcımız? Eğer hareketin sonu yoksa zamanın sonu var mıdır? Zamanın sonu yoksa başlangıcı var mıdır? Ya sonucu olmayan bir neden? 

4 Aralık 2012 Salı

Ya diğer olasılıklar?

Mükemmel olamayacak kadar göreli ve değişkendir varlıklar. Küçük sapmalar yüzünden senlerden ve onlardan olmasaydı, başkalarından olurdu. [Kuantum Determinizme Giriş - Başlangıç:6]

Mükemmel değiliz. Kusurluyuz hepimiz. Doğal olan kusurluluk aslında. Maddenin en temel yapıtaşlarından en kompleks yaşam formlarına doğru doğadaki çeşitliliğin gelişimini kusurlara borçluyuz.

Bir varlığa mükemmellik atfetmek onun nihai gelişimini tamamladığını ve bundan sonra değişmeyeceğini söylemektir. Oysa Efesli Herakleitos'un vardığı farkındalık üzere değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.

Varlığını çok çok küçük bir olasılığa dayandıranlar, çok ince bir hesapla ve hassas bir ayarla tasarlandıklarını düşünerek kendilerini çok özel zannederler. Oysaki onca olasılıktan sadece biri olarak diğer olasılıklardan daha özel değildirler. Kendisi şu andaki gibi var olmayacak diye diğer olasılıklarda yaşamın ve hatta evrenin var olamayacak mükemmellikte olduğunu öne sürerler.

Belkide en başından belliydi böyle olacağımız ama başlangıç koşulları azıcık farklı olsaydı bambaşka kanunlarla bambaşka bir evrende bambaşka bir yaşam formu olamazmıydık?

Dövüş Kulübü filminde Tyler Durden'ın dediği gibi: "Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz!"

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kozmosa selam olsun!

Salutasyon (Fransızca salutation, İspanyolca saludo, Arapça salat, Sanskritçe namaskara) antik çağlardan günümüze kadar çeşitlenerek aktarılmış selamlama geleneğidir.

Tarih öncesinde insanoğlu güneş ve ayın yaşamları üzerindeki hayati rolünü farketmiş ve döngülerini kayıt altına alarak zamanı yönetmeyi, gelecekle ilgili öngörülerde bulunmayı, plan yapmayı ve önlem almayı öğrenmiştir. Fakat kimi zaman doğal felaketler karşısında çaresiz kalmış, evdeki hesaplar çarşıya uymamıştır. Doğa sunduğu nimetleri anlaşılmaz biçimde bir anda geri alıvermiştir. Böyle durumlarda doğayı kontrol etme arzuları artmıştır. Doğanın işleyişini anlamak için onunla bağlantı kurmaya çalışmışlardır. Bu uğurda selamlarını, saygılarını, dualarını, diyetlerini, ziyaretlerini ve kurbanlarını sunmuşlardır. Doğa kızıpta, ekinleri, hayvanları, çocukları öldürmeden önce onu sakinleştirmek ve kontrol altına almak için tapınaklarda ayinler yapılmalı, doğadan öğrenilenler sonraki nesillere aktarılmalı ve sunaklar boş bırakılmamalıydı.

Doğadan öğrendikleriyle gemi yaptı, dünyayı turladı; roket yaptı, uzaya çıktı; Ay'dan döndü, Mars'a gitti; depremlere dayanıklı nükleer reaktörler inşa etti fakat daha büyük bir deprem ve üstüne birde tsunami geleceğini öngöremedi. Elbette insanoğlu çok yol katetti ve önünde katetmesi gereken sonsuz bir yol var. Başına gelenlerden ders almasını bildi ya da bilemediğinde yeniden bildirildi.

28 Ekim 2011 Cuma

Işık hızında duran zaman

Işık hızına ulaşmanın ya da ışık hızını geçmenin pratik olarak mümkün olup olmadığını denemeden bilemeyiz. Pratik olarak deneyemesek bile düşünce deneyi yapmakta her zaman özgürüz.
 
Önce pratik olarak gözleyebildiğimiz bir örnekten başlayayım; nükleer reaktörlerdeki suda saçılan elektronun hızı, ışığın sudaki bağıl hızını geçtiğinde, uçağın ses duvarını geçmesi gibi elektronda ışık duvarını geçer. Reaktör kalbinden dışarıya doğru saçılan elektronlar maviye kayma dediğimiz doppler etkisini oluşturur. Bu etkiye Çerenkov Işıması denir.

Düşünce deneyime gelince; ışık hızında giden bir gemide yakılan lambanın ışığı, güvertedeki gözlemcinin gözune erişmez çünkü o da ışık hızında gitmektedir. Gemi ışık hızına ulaştığı anda, gözlemci için görüntü donar ve gözlemci zaman durdu zanneder.

Gemi ışık hızını aştığındaysa artık geçtiği yerlerden yani arkasından - geçmişten gemideki gözlemciye ışık - bilgi gelmemektedir. Sadece gideceği yönden, önden - gelecekten ışık - bilgi gelmektedir. Oysaki insan sadece geçmişi bilebilir denir. Ancak geçmişten gelen bilgileri, içinde bulunduğu uzay - zaman sisteminin deterministik modeline yerleştirerek gelecekle ilgili öngörülerde bulunabilir. Işık hızını geçen gemideyse deterministik zaman oku tersine dönmüştür. Gözlemcimiz geçmişi ancak gelecekten gelen bilgilerle tahmin edebilir hale gelmiştir.

Dünya tayfasının gemisi evrense ve insanlar zamanın aktığını görebiliyorsa o zaman evrenimizin genişleme hızı ışık hızından yavaştır diyebiliriz. Fakat 2011 Nobel Fizik Ödülü sahipleri sayesinde artık biliyoruz ki evren artan bir hızla genişlemekte. Peki bu hız ışık hızına erişebilir mi?

CERN'de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) evrenin sırlarını çözmek üzere deneyler yapan bilim adamları, maddeyi ışık hızında çarpıştırarak, temel yapıştaşlarında saklı bilgiye ulaşmak için çalışıyorlar. Maddenin sırrını çözmeye çalışan insanoğlu, maddeden oluşan evrenin sırlarına her geçen gün bir qubit daha vakıf oluyor.


26 Haziran 2011 Pazar

Kuzuların diyalektiği

hem kurtum ben, hem kuzu
sürü halinde kurtla kuzu
kuzu içinde kurt, kurt içinde kuzu
sürüden ayrılanı kurt kapar, kuzu
madem ki düzen bu,
ne kurtum ben, ne kuzu

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kuantum Duyum

İnsanın duyu organları dar aralıklarda çalışmaktadır. İnsan gözü, elektromanyetik tayfın sadece görünür bölge denilen, 400 nm ile 700 nm dalgaboyu aralığında kalan bölegesini algılayabilir. Ayrıca çıplak gözle görülebilen boyutların ve ışık şiddetininde belli sınırları vardır.

İnsan kulağının teorik olarak 20 Hz ile 20000 Hz arasını duyduğu söylense de, en iyi 250 Hz ve 3000 Hz arasındaki konuşma frekansı bölgesini duyar.

Hayvanlarsa, insanların duyamadığı ses frekanslarını, göremediği ışık frekanslarını algılayabilirler. Fakat insanlar hayvanlardan farklı olarak algılayamadıkları frekansı, boyutu, şiddeti algılayabilmek üzere teknoloji geliştirme yeteneğine sahiptir.

İşte insanın, çıplak gözünün yetmediği frekans, boyut ve şiddette gözlem yapabildiği ve maddenin atom düzeyinde davranışını incelediği, kuantum ölçekte sebep-sonuç ilişkilerini idrak ve tesir gücüne eriştiği teknolojinin aldığı son isim: Nanoteknoloji

3 Mayıs 2011 Salı

Tanrı zar atmaz

Raslantı sandığın olaylar henüz kaynağını açıklayabileceğin akla ve bilgiye ulaşamadığın için nedensellik  zincirini belirleyemediğin olaylardır. [Kuantum Determinizme Giriş - Başlangıç:2]

Einstein, "Tanrı zar atmaz" diyerek tesadüflerin sadece bilgi ve idrak eksikliğine dayalı olduğunu, görünen belirsizliğin ardında kesinlikle yasalara bağlı, bilimin henüz keşfedemediği bir düzen olduğunu savunmuştur.

"Ben inanmayan koyu bir dindarım. Hiçbir özel yeteneğim yok. Sadece ölesiye meraklıyım." diyen mistik dahi için bilim adamlığı, ulaşılacak bir yer değil, bitmek bilmeyen bir merak içinde yürünecek yoldur.

Çağın ötesine geçebilen bilim adamları da belli kabullerle yola çıkarlar fakat hiçbir şeye körü körüne inanmazlar. Gizemli kapıları aralarlar ve alışılmış kalıpların dışına çıkarlar. Sebep sonuç ilişkilerinin detaylı analiziyle sistematiği anlamaya çalışırken, ayrı ayrı parçaların bilgisine hakim olup bunları birleştirerek büyük resmi görmeyi başarırlar.

28 Nisan 2011 Perşembe

İbret alınmayan tarih, tekerrürden ibarettir

İnsan sadece kendi tecrübelerinin değil bütün insanlığın tecrübelerinin farkında olarak seçimler yapabilseydi daha yüksek bir iradeyle geleceğini belirleyebilirdi. İstiklal Marşı şairimiz, Kıssadan Hisse adlı şiirinde bunu çok güzel ifade ediyor:

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür, diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

15 Nisan 2011 Cuma

Schrödinger'in çomağı Ψ

Şu anda senden çıkan düşünce ve fiil her neyse bir sonraki aşamada onun sonucunu yaşarsın. İyi sonuçlar için iyi başlangıçlar gerekir ve herşey düşünceyle başlar. Öyleyse iyi düşünmelisin. [Kuantum Determinizme Giriş - Başlangıç:4]

Bugün vardığımız sonucu anlamak için başlangıca ve sınırlara bakmak, değiştirmek içinse yeni başlangıçlar pertürbe etmek gerekir. Pertürbe etmek matematiksel bir terim ve tam Türkçe karsılığını bulmak zor ama ben buna çomak sokmak demek istiyorum. Çomak sokmak deyince aklıma Cem Karaca'nın "Islak Islak" şarkısı geliyor...

Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım

26 Ekim 2010 Salı

Modern İnisiyasyon

Size sırrın ne olduğunu söyleyemem ama nasıl çözuleceğini söyleyebilirim. Böylelikle merak eden herkes kendi sırrını kendi çözme yoluna gidebilir.

Mitlerde (efsane, destan) farklı sembol ve motiflerle benzer şeyler aktarılmaya çalışılmıştır. Sembolik ifadelerin altında derin anlamlar yatar. Bu anlamlar katman katmandır. İlk katmandaki üstü kapalı anlatımlar ilk bakışta insana masal gibi gelir. Sonraki katmanlardaki anlamların açılması felsefi vizyon ve evrensel merakla canlı ve cansız modern doğa bilimlerine hakim olup, sembollerin altında yatan anlamların düşünülmesine bağlıdır. Katmanlar arasında ilerleyebilmek için gerekli dil bilgisiyle çeşitli ve orjinal kaynaklardan okumaya, idraki zorlamaya ve daha derin için sığ olan anlamı terketmeye ihtiyaç vardır.

Kaynak Gösterimi

Karaaslan, A. Kuday, "Yayın Tarihi", "Yayın Başlığı", Kuantum Determinizm Yayınları, http://kudizm.blogspot.com